Panel: Türkiye-İsveç Kadın Yazını

Sibel Irzık, “Çağdaş Türkiye Kadın Yazınında Yas ve Siyaset”

Son dönemlerde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de edebiyatın toplumsal travma ve kayıpları dillendirme, kaydetme, geleceğe taşıma işlevinin, bu işlevin imkanları ve sınırlarının tartışılması edebiyat eleştirisinde önemli bir yer tutuyor. Ben bu konuşmada yas ve ağıtın geleneksel olarak kadınlar tarafından yüklenilen, kadınlarla ilişkilendirilen etkinlikler olmasından yola çıkarak, Türkiye’nin yakın tarihindeki siyasi kayıpların, hatta bizzat siyasetin kaybının edebiyata yansımasında nasıl bir cinsiyet boyutu gözlemlenebileceğini, kadın yazarların yas tutma işlevini edebi olarak nasıl yüklenip dönüştürdüklerini tartışmayı amaçlıyorum. Bu tartışmayı Ayşegül Devecioğlu, Aslı Erdoğan, Mine Söğüt ve Birgül Oğuz’un yapıtlarından örneklerle yürüteceğim.

Jale Parla, “Bedensiz Ses: Türk Kadın Yazınında Başkalaşım”

İçerdiği kültürel, ekonomik, siyasi ve epistemolojik dönüşümlerle, iki yüzyıl önce başlayan Türk modernleşmesi, ciddi bir dizi ideoloji ve kimlik söylemlerini davet etti. Böyle olunca, Türk romanında da değişim temasının kimlik ve benlik sorgulamalarını içeren bir retorikle buluşması kaçınılmaz oldu. Toplumsal değişimin belirli politikalarla denetlenmesini savunan ve çoğunluğu oluşturan aydınlarla birlikte düşünen romancılar, değişimi kimlik politikalarıyla ilişkilendirdiler. Bu biçimlendirici toplumsal mühendislik retoriğine tepki olarak, başka bir grup romancı, toplumsal değişimi, planlanmamış, spontan, kökten, ve ani dönüşümleri imleyen, kimlik yapılandırmalarından çok benlik sorgulamasında yoğunlaşan başkalaşım retoriğiye göğüslemeyi seçti. Benim “başkalaşım arzusu” dediğim bu yöneliş, planlanmış toplumsal değişime başkaldıran veçhesiyle, Türk romanının daha radikal ve yaratıcı damarını besledi. Başkalaşım imge, izlek ve öyküleri, özellikle de Sevim Burak, Peride Celal, Leyla Erbil, Latife Tekin, Aslı Erdoğan gibi romancıların kullandığı bir retoriği oluşturdu. Bu durumun, Türkiye’de kadının kültürel konumu ve tarihiyle açıklanabileceğini sanıyorum. Bu çalışmada, kadın yazarlarda, özellikle de yokolma, yozlaşma ve çürüme gibi dejeneratif başkalaşım imgelerinde dile gelen dönüşüm retoriğini inceleyeceğim. Örnek metin olarak, Sevim Burak’ın 1963 yılında basılan Yanık Saraylar adlı öykü kitabını kullanacağım.

Hanna Hallgren

“When Our Lips Speak Together. Some Thoughts on the relations between the Women’s Movement and Feminist Writing in Sweden”

Katılımcılar:
Moderatör: Çimen Günay-Erkol ; Konuşmacılar: Jale Parla, Hanna Hallgren, Sibel Irzık
Mekan:
MSGSÜ Fındıklı Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu