Yuvarlak Masa: Öyküde Biçim ve Dil

80’ler sonrasında öykünün başat meselesi kurguyken, günümüzde biçim ve dilin de önem kazandığını görüyoruz. Az okunan öykü, yenilikçi, deneyci ve keşifçi yazı eylemine olanak tanıması açısından, yazarın belki de en bağımsız olduğu ve kaleminin sınırlarını zorladığı devingen bir tür olarak öne çıkıyor. Günümüzde görsel olana biçilen paha yazarı dilde imge-yoğun biçime yöneltiyor. Çabuk tüketilmeyen, fotoğraf ve videonun gösteremeyeceğini özünde bir resim olan harfle söylemeye meylediyor yazar. Basımdaki teknik olanaklar bile onu yazım ve noktalamayı sorgulayabilen, alfabeyi dönüştürebilen, yazısının anlaşılan olmanın yanında görünen; saf kelimeyle bile ‘bakılan’ olduğunu iddia eden yeni bir edebiyata yaklaştırıyor. Öykünün kaderi; romana sıçramada bir basamak olarak görülmesi, onu bir tür yazı laboratuvarı haline de getiriyor. Yazarın vedası sonucunda öykülerin hep daha devrimci kaldığını gözlemliyoruz. Bununla birlikte, güncel edebiyat eleştirisinde sadelik, hikâye bütünlüğü, kemikli anlatım arayışı, Amerikan öykücülüğü övgüsü altında pek çok şablona da maruz kalıyor öykücü.

Yazar yaratımda bu denli özgürken cinsiyeti onu nasıl bir biçime zorunlu kılıyor? Erkekler ve kadınlar birbirinden farklı öykü dili mi kullanıyorlar? Türsel olarak roman kadar cinsiyet sesine zemin vermese de neden kadın yazarlardan Sait Faik gibi ‘portre öykücülüğü’; tek tip, flanör anlatıcının gözünden, deneyiminden mekân ve insanlar çıkmıyor? Kadın yazar daha çok omurgalı, biçim ve dille uğraşan, deneme de içeren ve zengin sözcük kullanımıyla ‘atmosfer öykücülüğüne’ daha yatkın duruyor sözgelimi. Cinsiyetten ayrışma, dil ve biçim olanaklarıyla yazıda özgürleşme, ya da cinsiyet temelli mağduriyetini fazla örnekle dillendirebileceği; tanıklığını yansıtabileceği geniş olanaklar bulabiliyor öyküde. Ancak öykü, sanıldığı gibi yazar kadının, erkek egemen şiirden, zorlu romandan kaçıp geldiği bir saklanma alanı değil. Kadınların son zamanlarda daha çok öykü yazıyor olması, onların bu türe zorunlu atanmalarından değil, dil ve biçim özgürlüğünü öyküde daha rahat bulabilmelerinden kaynaklanıyor.  Bu oturumda, öykünün kadının ve erkeğin cinsiyetsiz bir dili biçimsel yeniliklerle kurarak çıplak bireyi anlatabileceği merkezkaç bir sanat olduğu varsayımıyla; Hikâyesiz öykü olabilir mi; tamamlanmış hikâye öykünün sorumluluğunda mıdır? Öyküde teknik olarak biçimi, mesele, kurgu, olay ve karakterin önüne koymak mümkün müdür? Biçim ve dili belirleyen sadece üslup mudur? Öyküde biçim bir eylem/hamle olabilir mi? Şiir ve romanın arasında kendine yer arayan öyküde kelime ve ses nasıl değer kazanıyor?  Romansı öykü veya şiirsel öykü tanımları öyküyü dil ve biçim olanakları becerisinden alıkoyar mı? Kelime seçen öyküde, anlatım kapalılığı bir eleştiri unsuru olarak dile getirilebilir mi; kapalı öykü, açık öykü ne demektir? Parçalı anlatım öyküde nasıl yer buluyor? Tür dışına çıkabilecek en esnek tür öykü olabilir mi? Sorularına konuşmacıların ve katılımcıların katkılarıyla cevap arıyoruz.

Katılımcılar:
Moderatör: Seval Şahin; Konuşmacılar: Amanda Svensson, Fatih Altuğ, Fatma Barbarosoğlu, Menekşe Toprak, Mukadder Gemici, Pelin Buzluk
Venue:
Kadın Eserleri Kütüphanesi